18 Ocak 2016 Pazartesi

projemin kokusu

gözlerinden bellidir dinlemek için  buraya tıkla!



müsebbibi haftasonu kutudan fitilsiz çıkan 'mum'dur.


sonra onu sobanın üzerinde kendi kabında erittim,
bi zamanlar tv'de rastladığım bi programda görmüştüm,
hangisi demeyin aklımda değil:(elimin altında mandalina vardı,ikiye böldüm,içini mideye indirdim,fitil içindaha önce kullandığım,iyiki de atmadığım o küçük metal kutudaki,
yani Allah ne verdiyse!
eriyen parafini mandalina kabuklarına bölüştürdüm,
ayy bayıldım,mis gibi de kokmaz mı:)))



ve İstanbul çalışmalarımı da sunuyorum efendime söyliyim;
beğendiğim meyvelerin içini bu defa bi miktar meyve parçacıkları bırakarak oydum,elma,portakal,mandalina:) 
mum yanarken kokar diye hayal ederek:))
bakkaldan aldığım bilindik beyaz mumu istediğim uzunlukta kırıp,eriteceğim kaba,sonra da ocağa!


mum erimeye başlayınca fitili serbest bıraktı:))
meyvekabuklarının tabanına fitilin bi ucunu bırakıp,diğer ucunuda kürdana sardım ve yatay olarak kürdanı yerleştirdim.



parafin,yani mum sıvı hale gelince eşit bi şekilde paylaştırdım,
çabuk soğusun diye de hazır kar da yağıyor:)) 
hiç sarsmadan balkona çıkardım,10 dakkada donuverdi:))





patron çakır tarafından kontrol edildi,koklandı falan:)



fitilin fazlası ziyan edilmeden kesildi,görüldüğü gibi:))



anında kalite kontrol yapıldı:))




elmanın içine bi kaç karanfilde atıldı:))
annemin odasına portakallısı:) salona bi elma,bi mandalina:))



arkadaşın evine gidip mandalina:)))
davet sofralarına pek hava katar:))benden söylemesi:)



o kadar hoşlandım ki,
limon rendesi katmayı,toz tarçın eklemeyi,
lavantalı falan yapmayı da düşündüm:))
eş narlısını merak ediyormuş:))
soğuk havada gönlümüzü ısıtır belki:)
çok sevgiler,çok:)










17 Ocak 2016 Pazar

farketmeden!



farketmeden buraya tıkla

şahane bi şarkı dinleyerek oku:) lütfen.



Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor;
Neyi istediğini
Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum…
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor,
Aşk için,
Hayallerin için
Ve yaşıyor olma serüvenin için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum
Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor
Kendine dürüst olmak için
Bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını;
İhanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip edemeyeceğini
Bilmek istiyorum..
Güvenebilir ve güvenilebilir olup olmayacağını bilmek istiyorum…
Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum…
Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor…
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından,
Yorgun ve bitap da olsan,
Çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum
Kim olduğun buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor…
Çekinmeden, benimle ateşin ortasında durup duramayacağını bilmek istiyorum…
Nerede ve kiminle olduğun, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor…
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum…
Kendinle yalnız kalıp kalamadığını, o boş anlarda
Sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum….
Oriah Mountain Dreamer(Kanadalı Bir Kızılderili)


12 Ocak 2016 Salı

sema izlenimi

pazar günleri kıymetlidir,
tatil günü olması sebebiyle akılda kalmış yada ani hevesle yapılabilmesi mümkün olan isteklere,
gezmelere tozmalara olanak sağlar.
biz de üç arkadaş bu pazarı eşleri kendi haline bırakıp,
kızkıza geçirelim istedik.
galata kulesinin dibinde kahve içelim,asmalımescit'e uzanıp öğle yemeği yiyelim. azıcık kıkırdayıp bi takım basit şeyler yapalım,mesela;dedikodu:) ama zararsız,kendimiz hakkında:)
akşamüstü de hayalini kurduğumuz şeyi paylaşalım,
günümüzü daha da kıymetlendirelim;
'Galata Mevlevihane'ne gidip 'sema töreni' izlemek istedik.



peşinen belirteyim başfotoğrafçımız esra tanören fotoğraf makinasının kartı arızlandığı ve beyoğlundaki tüm dükkanları dolaşıp yenisini bulamadığımız için telefonla çekip Allah ne verdiyse dedik artık:) tüm fotoğraflar funda aktan ve bendenizin telefon kameralarındandır.
güzel bi günü mesnevihane de huşu içinde tamamlama arzusu ile koşa koşa gittik.avluya girer girmez içimizi mutluluk kapladı.


1491 yılında inşa edilip kurulmuş olan,günümüze kadar çeşitli onarımlar ve isimler geçiren tarih kokan mekan bugün 'galata mevlevihanesi müzesi' adı altında beyoğlu tünel'de.
galata mevlevihanesi müzesi hakkında bilgi burada.



sema gösterisi için salona girince ney sesiyle huşu içinde olduğumuzu düşünürseniz yanıldınız!
kış olması münasebetiyle hayli soğuk olan salonun ısınması için vuuuuu diyen fan sesi duyduğumuz,



numarasız oturma düzeni olduğunu zaten bilet alırken öğrenmiştik de,bu asırları aşmış töreni izlemek için plastik sandalyelerde oturacağımız,arka sıralarda olduğumuz için de öndekilerin enselerinin göz hizamızda olacağını bilmediğimiz ve rahatsız olduğumuz,hatta memnuniyetsiz kaldığımız doğrudur.

sema gösterisinin müzeye değil de derneklere ait olduğunu belirtmek istiyorum.ben bu gerçeği izledikten sonra,neden umduğumu bulamadım acaba diye araştırırken öğrendim.
suistimalleri engellemek için kültür bakanlığı  bir protokole bağlı olarak gösterilerin sunulmasını istemiş.buradan okuyabilirsiniz.


gösteri öncesinde bilgilendirme amacıyla önce türkçe,
ardından ingilizce konuşan hanımın sözlerinden aklımda kalan; 
görüntüleri makinaya değil kalbinize kaydedin,
bu bir duadır lütfen alkışlamayın!


tv'de izlediğimiz sema törenleri böyle olduğundan,yakından izlemek kimbilir nası bi duygu olacak diye de heyecan içindeyiz.













bizim izlediğimiz törenden bi kısım da böyle;

video


video

haftasonları yapılan bu gösterinin ücreti günümüzde 70 lira.
satın alırken hiç de gözümüzde büyümeyen bu rakam, 
gösteri bitince boşa harcanmış,
ziyan edilmiş para olarak içimizde yer etti.
çektiğimiz fotoğraflara bakınca,
duygu eksikliği hissediliyor değil mi?
kaldı ki bu fotoğraflar 3 ayrı kişi tarafından çekildi.
hani olur ya kimi zaman,düşüne düşüne,isteye isteye, 
bekledikçe gönülde daha da büyür heves,
1 olur 1000!
hayalkırıklığı da 1'se olur 1000!

şahsıma ait duyguları sizinle paylaşayım istedim,ancak yılmadım;
doğrusunu,iyisini,gerçeğini bulup izleyeceğim.

6 Ocak 2016 Çarşamba

canı şiir çeken ağaçcık



A101'den iki tane ağaççık aldım:)
bir de sümbülcük:)
yerleştiler salonun bi köşesine,bakalım ne olacak:)




HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın 
Kanatların çırpındığı kadar hafif.. 
Kalbinin attığı kadar canlısın 
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... 
Sevdiklerin kadar iyisin 
Nefret ettiklerin kadar kötü.. 
Ne renk olursa olsun kaşın gözün 
Karşındakinin gördüğüdür rengin.. 
Yaşadıklarını kar sayma: 
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; 
Ne kadar yaşarsan yaşa, 
Sevdiğin kadardır ömrün.. 
Gülebildiğin kadar mutlusun 
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin 
Sakın bitti sanma her şeyi, 
Sevdiğin kadar sevileceksin. 
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer 
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın 
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer 
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. 
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret 
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın 
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın 
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. 
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın 
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. 
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. 
İşte budur hayat! 
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın 
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün 
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun 
Çiçek sulandığı kadar güzeldir 
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli 
Bebek ağladığı kadar bebektir 
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, 
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel 








4 Ocak 2016 Pazartesi

duygusal


çakır efendi'nin evimizdeki ilk günü!
ben direnişdeyim,istemem de istemem!
eş direnişde,o artık bu evde yaşayacak!
ilkönce ikisi kazandı,sonra ben:)








beni affet çakır,kötü niyetimden değil,bilmediğimden,
hayatımda bu kadar rolün olacağını kestiremediğimden!


bana çokşey kattığın kesin,burnumu sürttüğünde!


kokusunu özlemeyi eyleme döktüğünde şaşıp kalmam,falan filan!
çakırdan bahsetmem canım çektiği için,
asıl derdim dün geceyi uykusuz geçirmek!
yatakta tüm sağa sola dönmeler içinde 
instagramda 'kerimcan kamal'ın yazısını okumak herşeye 'mum dikti'
lütfen sonuna kadar okuyun,ben çok etkilendim diye değil,
ihtiyacı olan kişiye biraz aydınlık verebilir diye!:)


ve başlıyor!
Bu biraz uzun olacak ama belki okuyacaklarınız belki bir gün sizin işinize de yarar diye düşünüyorum.
Sıkılmazsanız okuyun.
Ve bir gün siz de deneyin ,çok rahatlayacaksınız.
Dün gece yine uyku yoktu.
Bir o oda , bir bu oda , bir bilgisayar, bir televizyon, iki sayfa şundan bundan derken yine kemiklerimden şikayetler başladı.
Gözlerim zaten küfür kıyamet .
Saç diplerim bile “git zıbar” diyor ama gel de aklıma anlat bunları.
Yatağa uzanır uzanmaz aynı film yine, yeniden başlıyor.
Bari gözlerimle barış yapayım diye banyoya gittim.
Yüzümü yıkadım.
Solum hala kapalı ama azıcık açılan sağ gözümün ucuna “o” ilişti.
Lavabonun içinde küçük, minik bir örümcek tırmanmaya çalışıp duruyordu.
Şaşkındım çünkü bu resmen Aziz Nesin’in “sekiz ayaklı Sisiphus”uydu.
Yıllar sonra onunla karşılaşmanın verdiği telaşla banyoda bir tur atmışım.
Çocukluğumun en trajik hikaye kahramanlarından biri tozlu sarı sayfalardan fışkırıp banyoma düşmüş gibiydi.
Sanki oturma odasında Küçük Prens ya da salonda Fedor amcayla karşılaşmış gibiydim.
Çocuklar için yazılmamıştır ama Sekiz ayaklı Sisiphus, Aziz Nesin’in Potin Bağı hikayesi, Bizim Köyü Deliler Baladı, Namus Gazı gibi muhteşem hikayelerinden biridir.
Küvete düşmüş bir örümceğin imkansız öyküsünü anlatır.Örümcek onca tırmanma yeteneğine rağmen küvetin kaygan ,düz zeminine tutunamaz ve mitolojideki Sisiphus(Sisyphos,Sisifos) gibi tepeye yaklaşırken yeniden aşağı düşer ama hiç vazgeçmez.Anlatıcı Aziz Nesin, hikayesini onu kurtarıp kurtarmamak üzerine kurar.
Bense üstaddan çabuk davrandım ve bir kağıt parçasının ucuyla küçük örümceği alıp pencereden salıverdim gitti.
O dakika yarı kapalı gözlerimde bir şimşek çaktı.
Aklım yıllardır ilk kez bir oh çekti.
Örümceği kurtarırken örümceği değil kendimi kurtardığımı hissettim.
Oturup orada onun işkencesini izlesem ya da suyu açıp öldürsem aklım her gece olduğu gibi yine huzur bulmayacaktı.
Ve yıllardan beri kendi kendime yaptığım işkenceyi fark ettim.
Gün ağarırken o kelime beynimde dönüp duruyordu .
“Affetmek.”
Yıllardır herkesten dinleyip durduğum ama bir türlü beceremediğim o eylem.
Affet diyordu herkes ama olmuyordu.
Sonra bir arkadaşımın verdiği şu cümleleri sakladığım yerden çıkarıp okudum.
Kime ait olduğunu bilmiyorum o yüzden adını da yazamıyorum, beni affetsin.
“Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek bir süreçtir.
Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.”
Yıllardır yanlış insanlarıma hissettiğim öfkeyle yaşıyorum.
Susuyorum konuşmuyorum ama,
İdeallerimizi , hayallerimizi kendi bencillikleri uğruna mahveden ,harcayan insanlarıma olan öfkemi gece gündüz gittiğim heryere taşıyorum.
Bu öfkenin bana mücadeleye devam etme enerjisi verdiğini sanıyordum ama şimdi anlıyorum ki bu kızgınlığın ağırlığı ile tam tepeye ulaşırken yeniden aşağı düşüyorum.
Ve bu gece o örümceği kurtardıktan sonra aniden karar verdim.
Sizi affediyorum.
Başta seni affediyorum…
Seni de affediyorum…
Hepinizi tek tek affediyorum.
“Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir. Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
Affetmek kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir.”
Sizi affediyorum.
En başta da seni…
Umarım hayat bundan sonra iyi şeyler getirir size.
Sizi artık sonsuza kadar kendimden bırakıyorum.
En son olarak da kendimi affediyorum.
Bunca yanlış insanı seçmiş olduğum ve yıllarımı harcadığım için kendime kızıyordum.
Artık kendimi affediyorum.
Aldığım tüm o yanlış kararları, hatalı tercihlerimi, hepsini affediyorum.
Bugün öğrendiklerimi başka türlü öğrenemeyecektim belki de.
Belki yine hatalar yapacağım ama aynıları olmayacak.
Bu satırları yazarken bile yaşadığım hafiflemeyi, rahatlamayı anlatamam .
Bütün sekiz ayaklı Sisiphus’larımı salıveriyorum.
Hırslarınızın ve bencilliklerinizin hücresinde yaşadığınız sonsuz işkencenize ortak olmayacağım artık , mecazen de olsa sizi öldürmek de istemiyorum eskisi gibi.
Hadi gidin ve artık rahat bırakın beni.
Sizi Allah’a havale ediyorum.
Ben sizi affediyorum.
İşte böyle önemli bir geceydi dün gece benim için.
Sabah ışıdı.
Hala biraz pus var var , gökyüzü de gri ama yeni bir gün başladı.
Buraya kadar okuyup sıkılmadıysanız size de son tavsiyem ,siz de affedin.
“Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek...
Başkalarını affettiğimizde biz özgürlesiriz."
Yazar: Kerimcan Kamal


elbette çakır'la herşeyi hallettik:) o çok iyi yürekli hemen affetti:)
herşeyi kabuletmek,affetmek değil de,
neyin önemli olduğunu anlamak için sınavdan geçmeden, 
duygulu ve akıllı bi yaşam olsun,hepimize,yeniyıl.
mutlu yıllar:)
:)